Genel

Avukatlık Günü Hepimize Kutlu Olsun

5 Nisan Avukatlar Günü’nün kutlanması çok önem taşımaktadır. Avukatlığın topluma, devlete, kişilere ve kendilerine karşı haklarının görev ve yükümlülüklerinin yeniden belirtilmesi yönünden bugünün gerçekten önemi bulunmaktadır.

            Öncelikle şu durum çok önemlidir ki, avukat tek başına devletin temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Bu çarpıcı cümlenin anlamı şudur ki, avukat tek başına ya da toplu olarak devletin erklerinden biri olan yargı erkinin son derece önemli bir unsurudur. Bunu ortaya koyarken avukatın sadece savunmada yer alan bir unsur olduğunu vurgulamakla kalmamak gerekmektedir. Evet, avukat gerçekleştirilmekte olan yargının son derece önemli bir unsurudur ve bu unsur içersinde İddia ile mücadele ettiği gibi karar verme durumunda olan yargı ile de mücadele etmektedir. Avukatın, savunma hakkının konusunu oluşturan olayın açıklanması, bir hakkın elde edilmesi ya da kaybedilmiş bir hakkın kazanılması aşamalarında iddia makamına ve yargı makamına karşı mücadele ettiği bir olgudur. Ancak, avukat sadece ve sadece yargının ayrılmaz bir parçası değildir. Avukat, devletin dayandığı diğer iki erkin işleyişini gelişmesini bu erkler içerisindeki çatışmaları özetle gene hak çerçevesinde yapılan mücadeleleri bilen bir insandır. Biçimsel olarak avukatın yargının bir parçası olduğunu söylemek bu açıdan hatalıdır. Çünkü, avukat Yasama içindeki mücadeleleri bilen kanunların hangi nedenlerle yapıldığını yakından izleyen ve sonra bu kanunların uygulanmasında yargı önünde ve hatta toplum önünde konuyu açıklayan kişidir. Bununda ötesinde avukat, devletin diğer erki olan yürütmeyi de bilen bir kişidir. Bakanlıklardaki olayları yakından değerlendirebilen yürütme organında alınmış kararları irdeleyebilen kişi gene avukattır. Kısaca, avukat devletin üç ayrı erkinde etkin olarak çalışmalarda bulunan hakkın elde edilmesinde mücadele eden kişidir. Bu çerçevede Jhering’in bir kitabını hatırlamamak mümkün değildir: “Hukuk Uğruna Savaş” avukatın bütün hayatını kapsayan mücadeleler bütününün bir nitelemesidir.

            Bu bakımdan, avukatın devlet yönetiminin de çok etkin bir işleve sahip olduğunu söylemek aşırıya kaçma anlamını taşımamaktadır.

            Bu açıdan, avukat avukatlık mesleği doğaldır ki, bilgiye ve deneyimlere dayanan bir meslektir. Ülkede yürürlükte bulunan binlerce kanunu inceleyen kanunlar arasındaki bağlantıları kuran buradaki gelişmeleri sürekli takip eden bir bilgi hazinesi daima bu mesleğin dayanağı olmaktadır. Doğaldır ki, avukatlık mesleğinde kanunlar, yürütme organının kararları, ülkede bulunan yargı organlarının kararları hep bu dayanağın parçalarını oluşturmaktadır. Toplumda yaşayan bir kişinin hakkını elde etmesi ya da kaybedilmiş haklarının yeniden kazanılması için yargı organları önünde verilen mücadele daima ve daima yasalara, yargı kararlarına dayanmak durumundadır. Dolayısıyla avukatlık mesleğini yerinde getiren bir kişi bütün bu değişimleri ve gelişimleri bilmek ve uygulamayı kendi görevi doğrultusunda yürütmek durumundadır.

            Toplumdaki ilişkiler yumağı içersinde avukatlık mesleğini yerine getiren kişilerin, her türlü gösterişten uzak bir şekilde ve sadece adaletin yerine getirilmesi için mücadele eden kişiler olarak hayatlarını sürdürdükleri unutulmamalıdır. Bu açıdan, avukatları sessiz, onurlu ve yılmaz savaşçılar olarak nitelemek yanlış olmayacaktır.

            Bu onurlu çizgiyi devam ettirebilmek, mesleğin temelinde bulunan insan sevgisi ile mümkün olabilmektedir. Evet, avukatlık mesleğini yerinde getiren kişi yılmaz bir savaşçıdır ama aynı zamanda insanı seven koruduğu hak sahibine sevgi ve saygı besleyen bir kişi olacaktır. Avukatlık kadar, hak sahibi ile özdeşleşen, hak sahibine sevgi ve saygı besleyen bir başka mesleği bütün yönleriyle akla getirebilmek mümkün değildir. Avukat, yargıç ve savcı önünde hak sahibinin görünen yüzü olarak hukuk mücadelesini verir. Bu mücadelenin yürütülmesinde zaman, sağlık, toplumsal engeller siyasal düşünceler önemli değildir. Avukat içinde taşıdığı insan sevgisi ve saygısı ile kendi öznel düşüncelerinden ayrılıp, hak sahibini ön planda tutabilen insandır.

            Sevgi ve saygı ile ilgili ilke, avukatın toplumsal barışta etkin bir rol almasını da sağlamaktadır. Savunulan hak sahiplerinin dışında yer alan kişilere gene hukuk içersinde davranmak, taraflar arasındaki çatışmalarda barışçı bir tutum izlemek ve hakkı hak sahibine teslim etmek avukatlık mesleğini yücelten bir davranış biçimi olmaktadır. Mücadelelerin hukuk içersinde ve yargı organları önünde yapılması taraflar arasındaki çatışmaların Kamu ’ya yayılmaması bu çatışmaların hukuk içersinde ve olabildiğince barışçı bir yolla çözümlenmesi avukatlık mesleğinde önemli bir ilke olarak ortaya çıkmaktadır. İletişim araçlarının gittikçe yayılması ve haberleşmenin giderek kolaylaşması karşısında hukuki çatışmaları gene yargı organı önünde çözümlemek ve sadece sadece hukuk bilgilerine dayanmak toplumsal barışın en önemli unsurları olacaktır.

            Bu açıdan, avukatlık mesleği ile belirtmeye çalıştığım özellikler, avukatlığın ne kadar geniş bir çerçevede gerçekleştirildiğinin bir göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır. Hukuki bilgilerle donanımlı olmak, insan sevgisine sahip olmak ve nihayet toplumsal barış yönünde adımlar atmak avukatlığın yüceliğini ve kutsallığını sergilemektedir.

            Dolayısıyla avukatlık mesleğinin toplumun temel direklerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Gerçekten, avukatlar her gün mahkeme koridorlarında, bürolarında binlerce sorunu çözmeye çalışırken toplumun düzenli yaşayışına hiçbir şekilde inkar edilemez katkılarda bulunmaktadırlar. Sadece bu cümledeki toplumsal yaşayışa katkı kavramı ile yetinmemek gerekir. Bireysel ilişkilerde avukat ve onun yerine getirdiği mesleğin ilkeleri ve kuralları son derece önemlidir. Bu açıdan avukat bireyin sırlarını bilen, düşüncelerini isteklerini anlayabilen ve bireyin hak, yarar ve özgürlüklerini koruyan önemli bir mesleğin mensubudur. Kısaca, yıllarca önce 1935 yılının İzmir Barosu’nda yayınlanmış, Avukat Refik İnce’nin sözleri bu durumu bir özdeyiş olarak niteleyebilmektedir:

     “… İnsan; Avukatı, tutacağı herhangi bir işin istikbalini gösteren ışığı, düştüğü herhangi bir felaketin kurtarıcısı, bir hatayı karanlık görmekten doğan ümitsizlik buhranlarının gidericisi; yaralanan yüreğinin dermanı, kırılan izzeti nefsinin tamircisi, tehlikede gördüğü hayatının koruyucusu tanır.” Refik İnce, Avukat, İzmir Barosu Dergisi, Y. 1935, S. sh.19) …”

            Belirtilen sözler, nitelemeler ve özellikler bir dönemin kargaşası ile, hukuk dışı sözlerle, davranışlarla, eylemlerle, siyasal hareketlerle çatışabilir. Avukatlık mesleğinin ya da avukatın birikimi ile içinde bulunduğu hukuk uğrundaki savaş bu kargaşaya rağmen mücadeleye devam etmek ve mesleğin yüz yıllar boyunca oluşan kural ve ilkelerini çiğnememek ve çiğnetmemektir.

 


 

Yazı: Prof. Dr. Köksal Bayraktar  – Bayraktar Hukuk Bürosu

 

Not: Makalelerdeki Görüş Ve Yorumlar Yazar Veya Yazarlara Ait Olup , Etik Ve İtibar Derneği’nin Konu Ile Ilgili Düşüncelerini Yansıtmamaktadır.

Siz de beğenebilirsiniz