Etik ve uyum fonksiyonlarının gündemi ağırlıklı olarak mevzuat takibi, politika yönetimi ve ihbar mekanizmaları etrafında şekillenmekteydi. Bugün ise tablo çok farklı. Yapay zekâ uygulamaları, yaptırım riskleri, sürdürülebilirlik yükümlülükleri, veri yönetişimi ve sosyal medya kaynaklı itibar riskleri, uyum ekiplerini her zamankinden daha geniş ve karmaşık bir risk ortamıyla karşı karşıya bırakıyor.
Bu değişim yalnızca yeni risk başlıklarının ortaya çıkmasından kaynaklanmıyor. Düzenleyici beklentiler artıyor, paydaşlar daha fazla şeffaflık talep ediyor ve teknolojik gelişmeler kurumların karar alma süreçlerini yeniden şekillendiriyor. Bu nedenle günümüzde uyumun başarısı, yalnızca mevzuata uyum sağlanıp sağlanmadığıyla değil; kurumların değişen risk ortamını ne ölçüde öngörebildiği, yönetebildiği ve yönetişim yapılarına entegre edebildiğiyle ölçülüyor.
KPMG Türkiye ve TEİD iş birliğiyle gerçekleştirilen Etik ve Uyum Araştırması 2026 sonuçları da bu dönüşümün önemli ipuçlarını sunuyor. Araştırma, kurumların uyum fonksiyonlarını daha yapılandırılmış, teknoloji destekli ve stratejik modellere doğru geliştirdiğini gösterirken; aynı zamanda teknoloji, insan kaynağı ve yönetişim alanlarında önemli gelişim alanlarının bulunduğunu ortaya koyuyor.
Uyum Fonksiyonları Dönüşüyor, Ancak Yolun Sonuna Henüz Gelinmedi
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, kurumların önemli bir bölümünde uyum süreçlerinin hâlâ gelişim aşamasında olması. Katılımcıların %30’u, kurumlarında temel uyum gerekliliklerinin karşılandığını ancak süreçlerin henüz tam anlamıyla sistematik bir yapıya ulaşmadığını belirtiyor. Buna karşılık %22’lik bir kesim ise uyum fonksiyonlarının veri temelli, proaktif ve stratejik bir yapıda çalıştığını ifade ediyor.
Bu sonuçlar, son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da uyum dönüşümünün kurumların büyük bölümünde devam ettiğini gösteriyor. Uyum artık yalnızca kontrol eden bir fonksiyon olmaktan çıkıp yönlendiren ve karar süreçlerine katkı sağlayan bir yapıya dönüşüyor. Ancak bu dönüşüm tüm kurumlarda aynı hızda gerçekleşmiyor.
Özellikle uluslararası faaliyet gösteren kurumlarda uyumun risk yönetimi, iç kontrol ve yönetişim süreçleriyle daha güçlü şekilde entegre olduğu görülüyor. Buna karşın birçok kurumda uyum faaliyetleri hâlâ operasyonel bir zorunluluk olarak algılanıyor ve stratejik karar mekanizmalarının merkezine tam anlamıyla yerleşebilmiş değil.
Yapay Zekâ Kullanımı Hızla Artıyor, Etik Çerçeve Aynı Hızda Gelişmiyor
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri yapay zekâ yönetişimi alanında ortaya çıkıyor.
Kurumlar yapay zekâ uygulamalarını giderek daha fazla kullanmaya başlarken, bu teknolojilerin beraberinde getirdiği etik ve yönetişim risklerinin nasıl yönetileceği konusunda henüz ortak bir olgunluk seviyesine ulaşılmış değil. Katılımcıların %33’ü kurumlarında yapay zekâ kullanımının sınırlı olduğunu ve etik gündemin henüz oluşmadığını belirtirken, %31’i yapay zekânın kullanıldığını ancak etik yönetişim çerçevesinin net olmadığını ifade ediyor.
Başka bir ifadeyle katılımcıların yaklaşık üçte ikisi, yapay zekâ kullanımının kurumsal düzeyde yeterince tanımlanmış etik ilkeler ve yönetişim mekanizmalarıyla desteklenmediğini düşünüyor.
Bu tablo önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Yapay zekâ yatırımları yalnızca bir teknoloji yatırımı değil. Kurumların algoritmik karar alma süreçleri, veri kullanımı, açıklanabilirlik, önyargı yönetimi ve hesap verebilirlik gibi konuları da aynı anda değerlendirmesi gerekiyor.
Nitekim katılımcılara gelecekte uyum fonksiyonunun gündemine girmesi beklenen alanlar sorulduğunda ilk sırada “algoritmik ve yapay zekâ destekli sistemlerin etik sonuçlarının yönetimi” başlığı yer alıyor. Bu sonuç, yapay zekâ yönetişiminin önümüzdeki yıllarda uyum profesyonellerinin en önemli çalışma alanlarından biri olacağını gösteriyor.
Yaptırımlar Artık Niş Bir Konu Değil
Küresel jeopolitik gelişmeler ve son yıllarda artan yaptırım uygulamaları, yaptırım risklerini birçok kurum için kritik bir başlık haline getirmiş durumda.
Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların %61’i yaptırım risklerinin kurumlarında ya merkezi ve sistematik şekilde yönetildiğini ya da kurumsal risk yönetiminin öncelikli alanlarından biri olduğunu belirtiyor.
Bu sonuç, yaptırımların artık yalnızca belirli sektörlerin veya uluslararası ticaret yapan şirketlerin gündeminde olmadığını gösteriyor. Tedarik zincirlerinin karmaşıklaşması, sınır ötesi işlemler ve üçüncü taraf ilişkilerinin yaygınlaşması nedeniyle yaptırım riskleri çok daha geniş bir kurum kitlesini etkiliyor.
Son yıllarda yaşanan küresel gelişmeler de yaptırım uyumunun yalnızca hukuk veya finans ekiplerinin değil, tüm kurumun sahiplenmesi gereken bir yönetişim konusu olduğunu ortaya koyuyor.
Teknoloji Yatırımları Artıyor Ama Beklenen Değer Her Zaman Oluşmuyor
Araştırma sonuçları kurumların teknolojiye olan ilgisinin güçlü şekilde devam ettiğini gösteriyor.
Katılımcıların %62’si önümüzdeki 12-24 ay içinde uyum alanında teknoloji kullanımını artırmayı planlıyor. Teknoloji özellikle ihbar hattı ve vaka yönetimi, üçüncü taraf kontrolleri ile müşteri ve tedarikçi tanıma süreçlerinde yoğun olarak kullanılıyor.
Ancak teknoloji yatırımları artmasına rağmen katılımcıların %57’si kullanılan teknolojilerin beklenen faydayı kısmen sağladığını düşünüyor. Yalnızca %27’lik bir kesim teknoloji yatırımlarının beklenen değeri ürettiğini ifade ediyor.
Bu sonuç, uyum teknolojilerinin başarısının yalnızca sistemlerin varlığıyla sağlanamayacağını gösteriyor. Veri kalitesi, sistem entegrasyonları, kullanıcı yetkinliği ve süreç tasarımı gibi unsurlar teknoloji yatırımlarının gerçek değer üretmesinde belirleyici rol oynuyor.
Katılımcıların görüşleri de bu bulguyu destekliyor. Araştırmada öne çıkan ortak mesajlardan biri, “teknoloji varsa uyum da vardır” varsayımının yanlış olduğu yönünde. Eksik veri, yanlış tanımlanmış riskler veya zayıf kontrol yapıları üzerine kurulan teknolojiler, hataları ortadan kaldırmak yerine büyütebiliyor.
İnsan Faktörü Hâlâ En Kritik Unsur
Teknolojinin yükselişi insan unsurunun önemini azaltmış değil. Tam tersine, araştırma sonuçları insan kaynağı ve yetkinliğin uyum fonksiyonlarının başarısındaki belirleyici rolünü koruduğunu gösteriyor.
Katılımcıların en fazla zorlandığı alanların başında %50 ile üçüncü taraf risk yönetimi geliyor. Kaynak ve yetkinlik eksikliği ile kurum içi iletişim ve farkındalık da önemli zorluk alanları arasında yer alıyor.
Benzer şekilde teknoloji kullanımının önündeki engeller arasında bütçe kısıtları, üst yönetim önceliklendirmesi ve entegrasyon sorunları ilk sıralarda bulunuyor. Bu tablo, uyum dönüşümünün yalnızca teknoloji yatırımlarıyla değil; insan kaynağı, organizasyonel sahiplenme ve liderlik desteğiyle mümkün olduğunu gösteriyor.
Araştırmaya katılan profesyonellerin yorumlarında da insan muhakemesinin önemi sıkça vurgulanıyor. Teknoloji güçlü bir destek mekanizması sunuyor; ancak etik değerlendirme, risk yorumlama ve kritik karar alma süreçlerinde insan faktörünün yerini alması mümkün görünmüyor.
Yazı: Cenk Tuce, KPMG
Kaynak: INmagazine 42. Sayı
Diğer Sayıları İçin: INmagazine
Not: Makalelerdeki Görüş ve Yorumlar Yazar veya Yazarlara Ait Olup, Etik ve İtibar Derneği’nin Konu ile İlgili Düşüncelerini Yansıtmamaktadır.
