Yolsuzlukla mücadele

Yolsuzluk Tarihinden Sayfalar: Esame Ticareti

Rüşvetler, suistimaller gibi farklı türleri olan yolsuzluk belki insanoğlunun tarihini kayıt altına aldığı bütün dönemlerde karşımıza çıkmaktadır. İlk yolsuzluk kayıtına Sümerlerde rastladığımızı düşünürsek her çağın bu problemle uğraştığını düşünebiliriz.

Bu açıdan 600 yıldan fazla varlığını sürdüren Osmanlı İmparatorluğu da  bütün uygarlıklar gibi bu konuda bize ilginç örnekler sunuyor. Bunlardan belki de imparatorluğu en çok zorlayan yolsuzlukluk türlerinden biri de esame kağıtları ile ilgili olan idi.

Peki nedir esame yolsuzluğu ve nasıl oluyordu? İsterseniz biraz bu konuya eğilelim. İlk önce belki dönem ile ilgili bilgi vermekte fayda olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda doğrudan padişaha yani merkeze bağlı olarak görev yapan maaşlı askerlerine kapıkulu terimi kullanılmaktadır. Farklı kapıkulu askerleri olsa da en çok bilinenleri Yeniçerilerdir. Kapıkulu askerleri ulufe denen düzenli bir maaş almaktaydılar. Bu kapıkule askerlerinin adları da ulufe defterlerine kaydedilirdi. Kapıkulu askerlerine esame kağıtı veya esame pusulası denilen belgeler verildi. Bu kişilere de esameli denilirdi.

Henüz Yeniçeri düzeninin bozulmadığı ve merkezi bürokrasinin iyi işlediği klasik dönemde bu esame listeleri kontrol edilir, ölenler, ocaktan çıkarılanlar veya idam edilenlerin ismi silinirdi. Hatta günümüzde hala kullandığımız ve “birinin adını bile anmamak, hatırdan çıkarmak, önemsememek” anlamındaki “esamesi okunmamak” da bu silinmeden kalma bir deyimdir.

Fakat gerek İmparatorluğun bürokratik sisteminin çeşitli faktörlerle yıpranması gerek ise çeşitli sebeplerle geçmişin profesyonel ordusu sayılabilecek yeniçeriliğin bir çeşit esnaf-askerliğe dönüşmesi ile bu esame listelerinin tutulması da savsavlanmaya başladı.

Bir nevi maaş cüzdanı olarak da düşünebileceğimiz esame kağıtlarının satılması ve bunun bir geçim kaynağı olarak ortaya çıkması da bu savsaklanmayla başladı. Bir çeşit devlet bonosu gibi ticareti yapılan esame kağıtları yolsuzluğu şöyle meydana geliyordu.

Esame kağıtı olan bir yeniçeri kağıtını dışarıda herhangi birine toplu bir paraya satıyor bunun karşılığında da esame kağıtını o kişiye veriyordu. O kişi de sürekli bir gelir elde ediyordu. İlginç olarak oldukça yaygın olmasına ve pek çok önemli ve devlette üst düzey görevlerde bulunan asker, bürokrat, ulema tarafından yapılmasına rağmen esame ticareti yasaktı ve bu uygulamanın yasak olduğu konusunda da bir çok ferman mevcuttu. Mesela 1778 yılında yeniçeri ağalığından sadrazam olan Kalafat Mehmed Paşa’nın azlinden sonra müsadere edilen malları arasında günde 12700 akçe gelir getiren esamelere sahip olduğu ortaya çıkmıştı.

Buradaki daha da vahim olan yolsuzluk ise ticaretten değil ölü yeniçerilerin yaşıyormuş gibi gösterilerek devletin kaynaklarının sömürülmesi ile ortaya çıkıyordu.

Bu konuyu ünlü tarihçi Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı şöyle anlatır: “Ocak Defterine göre Yeniçerilerin mevcutu pek çok olup maaşları o deftere göre verilirdi. Hakikatte ise ocak mevcudu maaş kaydına nispetle çok azdı; Ocaktan ölüm ve sair suretle eksilenlerin isimleri bildirilip defterden silinmezdi; bu isimlere ait esame kağıdı, yani hüviyet vesikası alınıp satılır, buna sahip olan, her maaş çıktıkça elindeki esame kağıdıyla ismi cismi yok olan Yeniçerinin maaşını alırdı. Ocak ağalarının ve hariçten bir hayli kimsenin devlet ricali ve ulemanın böyle satın alınmış esame kağıtları vardı. 1772’de muharebe sırasında cephede vefat etmiş ordu kadısı Nimet Efendi’nin üstünden, günde 1200 akçe getirir bir hayli esame kağıtı çıkmıştı”

Esame yolsuzluklarından örnek vermek gerekirse Yeniçeri Ömer Ağa’nın vakası dikkat çekicidir: “Büyük çaplı hile ve satış 1764 yılında bizzat yeniçeri ağası Ömer Ağa tarafından yeniçeri kaleminden habersiz ağa dairesindeki defter üzerinde yapılmıştı. Kalelerdeki yüksek yevmiyeli esamiler kasıtlı olarak silinmiş, neferlerden gelebilenler ismini açtırmaya gelmiş, gelemeyenlerin esamelerini satmıştı. Ayrıca İstanbul’a kayıtlı emeklilerin esamilerinin üzerinde de oynanmıştı. Yapılan teftişte bu şekilde kaçırılan yevmiyenin 7500 akçe olduğu, her akçesinin 15 kuruşa satılarak 112500 kuruş gelir elde edildiği hesaplanmıştı. O sırada beylerbeyliği verilen ve bu hile sebebiyle azledilen Ömer Ağa’dan bu miktarı hazineye ödemesi istenmişti”.

İşin daha da kötüsü Ocak ağalarının ocak mevcudunu asla sayılmasını istememeleri idi. Bunu kendilerine karşı bir saygısızlık, itimatsızlık olarak görmekte ve isyan tehdidi ile de bu yolsuzluğu gizlemeyi başarıyorlardı. Hatta bazı tarihçilere göre zaman zaman özellikle 18.yüzyıldaki savaşlara maaş alan ve esame listelerinde görülen askerlerin ancak dörtte biri gidiyordu. Bu durum, esame yolsuzluğunu, ekonomik açıdan verdiği zararın yanı sıra askerî açıdan da ülkeyi düşürdüğü zor durumu kanıtlıyordu.

Artık bir kangren halini alan esame yolsuzluğunun sonu da artık iyice köhneleşmiş Yeniçeri Ocağının ilgası ile geldi. İronik olan son Yeniçeri isyanının sebepleri arasında “esamelerin geçersiz olacağı” da bulunuyordu. Hayırlı olay olarak anılan Yeniçeri Ocağının kaldırılması, Vaka-i Hayriyye’den sonra esamelerin de esamesi okunmamaya başlandı.

Kaynaklar:

Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, İsmail Cem

Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914, Şevket Pamuk

Türkiye’de Çağdaşlaşma, Niyazi Berkes

18. Yüzyılda Yeniçeri Teşkilatı (Doktora Tezi) , Abdulkasim Gül

TDV İslam Ansiklopedisi ilgili maddeler



Yazı: Ali Cem Gülmen –
Etik ve İtibar Derneği

 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.