Yazar: • 11:55 am• Etik, Genel • Views: 2

İoanna Kuçuradi Anısına

“Başkasına zarar vermemek etik bir asgaridir; asıl etik, başkasının insanlaşmasına katkıda bulunmaktır.” İoanna Kuçuradi’nin bu sözleri, bizlere, bir insanın başka bir insanın hayatına katabileceklerini düşündürür. Birinin kendi olanaklarını geliştirmesine yardımcı olmak, insan onurunu koruyarak yaşayabilmesine katkıda bulunmak. Onun etik düşüncesi, gündelik hayatın içinde üstlenebileceğimiz bu sorumluluğa uzanmıştır. Kuçuradi’yi kaybettiğimiz bugünlerde, eserlerini yeniden anımsarken, birbirimizin yaşamında nasıl bir yer tuttuğumuzu da tekrar düşünüyoruz. Düşünceleri, gerek iş yaşamında gerek özel hayatımızda aldığımız kararların ardındaki insanı görebilmemiz için bize yol göstermeye devam ediyor.

İnsan ve Değerleri’nde şöyle yazar: “Şunu unutmamak gerekir ki, yaşamda çoğu zaman bir durumun, bir olayın, bir eylemin karşısında değil, bir insanın karşısında bulunuruz. Ve önemli olan da bunu bilmektir.”  Bir çalışma arkadaşımızı dinlerken, bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken ya da birinin geleceğini etkileyecek kararlar alırken bu sözler bize eşlik eder. Karşımızdaki kişinin yaşadıklarını ve içinde bulunduğu koşulları anlamaya çalışmak, onun düşüncesinin iş yaşamındaki en sade karşılıklarından biridir.

Kuçuradi, etik üzerine yazılarında kültürlerin ahlak anlayışlarını, yazılı meslek kurallarını ve felsefi bir disiplin olarak etiği birbirinden ayırır. Kuralların insan onurunu korumadaki önemini teslim eder; bir kurala uygun davranmanın her durumda etik davranmayı sağlamadığını da gösterir. Her insanın ve her durumun kendine özgü koşulları vardır. Etik bir karar verebilmek, bu koşulları anlamayı, değer bilgisine dayanmayı ve insan onurunu korumayı istemeyi gerektirir.

Bu çaba, kendi yargılarımıza daha dikkatle bakmakla başlar. Kuçuradi, gündelik hayatta “değerlendirme” sandığımız şeylerin çoğunun aslında değer atfetme ya da değer biçme olduğunu gösterir. Değer atfederken bir insana ya da bir eyleme benimsediğimiz normlar ve kabuller üzerinden değer yükleriz. Değer biçerken de onu kendi ihtiyaçlarımız ve çıkarlarımız açısından ölçeriz. İnsan ve Değerleri’nde dediği gibi: “Gerek değer atfetme, gerekse değer biçme değerlendirileni değil, olsa olsa değerlendireni ele verir.” Ancak Kuçuradi burada durmaz. Bunların karşısına, değer bilgisine dayanan ve değerlendirilenin kendisini ortaya koyan bir değerlendirmeyi koyar. Bir insanı yakınlıklarımızla, çıkarlarımızla ya da alışılmış kabullerle tarttığımızda, onun hakkında değil kendimiz hakkında konuşmuş oluruz. Onu gerçekten tanıyabilmek için önce bu ölçütlerin farkına varmamız, sonra da bildiklerimizin doğruluğunu sınamamız gerekir.

Çünkü Kuçuradi’ye göre “Doğru ve yanlış, varolan bir şey değil, varolan şeyler hakkındaki bilgimizin nitelikleridir.” Bu söz, kararlarımızın dayandığı bilgiyi özenle ele almanın önemini hatırlatır. Bildiklerimizi gözden geçirmek, bilmediklerimizi fark etmek ve gerektiğinde yeniden sormak, birlikte çalıştığımız insanlara karşı sorumluluğumuzun bir parçasıdır. Adil bir değerlendirme yapabilmek, bu sabırlı öğrenme çabasına ihtiyaç duyar.

Nietzsche ve İnsan’da yer alan “İnsanlar başkalarının yargı gücüne kendi yargı güçlerinden çok güvenirler.” ifadesi de kendi değerlendirme sorumluluğumuzu düşünmeye çağırır. Başkalarının kanaatlerinin güçlü olduğu ortamlarda, tek tek insanları ve olayları kendi bilgimizle değerlendirebilmek kolay olmayabilir. Bunun için hem öğrenmeye açık olmaya hem de kendi yargımızı oluşturma cesaretine ihtiyaç duyarız.

Kuçuradi’nin anlam ile değer arasında yaptığı ayrım, benimsediğimiz amaçlara da bu dikkatle bakmamızı sağlar. Bir hedefin bizim için anlamlı olması, onun insanlar bakımından değerli olduğunu tek başına göstermez. Başarıya ve büyümeye verdiğimiz anlamın yanında, bunların kimlerin yaşamına nasıl dokunduğunu da düşünmemiz gerekir. Kurumlarımızın hedeflerini insan hakları ve insan onuruyla birlikte değerlendirmek, bu düşüncenin açtığı önemli bir imkândır.

Kuçuradi ekonomik ilerleme ve kalkınma adına alınan kararların, insan haklarının korunmasına katkıları bakımından da sorgular. Bu yaklaşımı, iş yaşamındaki sorumluluğumuzun ufkunu genişletir. Çalışanların, toplumların ve gelecek kuşakların yaşam koşullarını gözetmek; ekonomik kararların insanlar üzerindeki etkilerini anlamaya çalışmak, etik düşüncenin gündelik hayatla olduğu kadar gelecekle de bağını kurar.

Felsefi eğitime verdiği önem, Kuçuradi’nin bu düşünceleri yaşamla buluşturma çabasının bir parçasıdır. İnsanlar kurallara uymaya zorlanabilir; etik davranmayı istemeleri ise zorlamayla sağlanamaz. Bununla birlikte, değer bilgisi edinmek ve bu bilgiyi karşılaşılan durumlarla ilişkilendirmeyi öğrenmek mümkündür. Etik eğitim, bir insanın onurunun nerede tehlikeye girdiğini görebilme ve o durumda ne yapılabileceğini düşünebilme yetisini geliştirebilir.

Etik ve İtibar Derneği olarak İoanna Kuçuradi’nin fikri mirasını, çalışmalarımızı besleyen kıymetli bir kaynak olarak görüyoruz. Kuçuradi’nin eserlerine dönmek, başkalarının sesini daha dikkatle duymak, kararlarımızın insanlar üzerindeki etkilerini düşünmek ve insan haklarını hayatımızın her alanında daha belirleyici kılmak için bize yol gösteriyor. Onu anmanın, düşüncelerinin açtığı soruları canlı tutmak ve her karşılaşmada insanın değerini korumaya çalışmakla da bir bağı olduğuna inanıyoruz.

İoanna Kuçuradi’yi saygı ve minnetle anıyor; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve düşünce dünyamıza başsağlığı diliyoruz. Eserleri ve fikirleri, birbirimizin yaşamında daha özenli bir yer edinme çabamızda bize eşlik etmeye devam edecek.

 



Yazı:
Ali Cem Gülmen, Etik ve İtibar Derneği (TEİD) Araştırma ve Yayın Direktörü

Not: Makalelerdeki Görüş ve Yorumlar Yazar veya Yazarlara Ait Olup, Etik ve İtibar Derneği’nin Konu ile İlgili Düşüncelerini Yansıtmamaktadır.

Visited 2 times, 2 visit(s) today
Close